Azərbaycan 55 milyon dollarlıq palma yağı idxal edib: Sağlamlığımız TƏHLÜKƏ ALTINDADIR?

Azərbaycanda 2014-cü ildə 28,561 milyon dollar dəyərində 47 602 ton, 2019-cu ildə 40,85 milyon dollar dəyərində 59 350 ton,

Read more

eko-inter

eko-inter

eko-inter

eko-inter

eko-inter

JOIN ALL COUNTRIES ECOLOGIES!

EKO-INTER

     

PUBLIC-POLITICAL INTERNATIONAL ECOLOGY JOURNAL  EDITOR-IN- CHIEF OF THE MAGAZINE: TEYMUR  KASAMANLI      

INTERNATIONAL FAUNA INFORMATION

INTERNATIONAL INFORMATION ECO SOS

The Weekly Planet: A Start-Up’s Unusual Plan to Suck Carbon Out of the Sky

An online-payments company may fund more carbon removal than anyone else.Power plants put carbon int

ECO SOS - 
06-02-2021
more
В прокуратуре сообщили, что Байкалу на севере Бурятии угрожает скопление отходов

Оно образовалось в лесном массиве региона в результат

ECO SOS - 
08-02-2021
more
3 İlde Orman Yangınlarını Söndürme Çalışmaları Sürüyor

AKDENİZ Bölgesi’nin doğusundaki Adana, Osmaniye ve Hatay’da 23 Ağustos’tan bu yana büyük

ECO SOS - 
06-02-2021
more
Written by Super User Category: TURKIS
Published on 08 February 2021 Hits: 54
Print

Yakın bir tarihe kadar, mahsullerin evrimini böylesine detaylı incelemek imkansızdı; ancak, geçtiğimiz on yılda gerçekleşen büyük teknolojik ilerlemeler, araştırmacıların bitkinin tarihini gen haritasından okumalarına olanak sağladı.

Msır  tortillası, Meksika mutfağının baş tacıdır; zaten mısır da, yaklaşık 9,000 yıl önce Meksika’da “teosinte” adlı bir ottan evrilmeye başlamış ve sonunda bütün dünyanın tükettiği bir besin maddesi olmuştur.
Ama bu yayılma, bizi bir bilmeceyle baş başa bırakır. Meksika’da bulunan 5,300 yıllık mısır kalıntılarındaki genler, bitkinin o dönemde kısmen evcilleştirildiğini gösteriyor. Bu buluntulardan 1,000 yıl daha eski arkeolojik kanıtlar, bitkinin tam evcilleştirilmiş bir türünün Güney Amerika’da yetiştirildiğini gösteriyor.
Washington D.C.’deki Smithsonian Enstitüsü’nden, arkeobotanik ve arkeogenomi bölüm başkanı Logan Kistler şu soruya cevap arıyor: “Mısır Meksika’da evcilleştirilme sürecini tamamlamamışken, nasıl oluyor da Güney Amerika’da birçok gıda ürününden biri oluyor?
O ve ekibi, cevabı güneybatı Amazon havzasında bulduklarına inanıyorlar; burada insanlar Meksika kökenli eski bir mısır türünü ve manyok, bal kabağı ve tatlı patates gibi diğer temel gıda ürünlerini evcilleştirmeye devam ediyorlar.
“Science” (Bilim) dergisinde yayınlanan bulguları, ürün evriminin vahşi atadan, evcilleştirilmiş bitkiye doğru düz bir çizgi izlemediğini ortaya koyuyor.
Kistler’a göre, Meksika’da yetiştirilen mısır, yaban akrabasından genler taşımaya devam ediyordu, çünkü, muhtemelen yakınındaki Teosinte bitkisiyle melezleniyordu. Fakat, Güney Amerika’ya seyahat edenler tohumları yanlarında getirip, anavatanlarından uzakta ektiklerinde, Teosinte’nin etkisi kayboluyordu.
Teosinte (Meksika darısı) ve mısır, çok farklı bitkiler gibi görünüyor, oysa, Teosinte’nin genlerindeki birkaç değişiklikle mısır elde edilmiştir. (Kaynak: Andrea Elyse Messer/Penn State)
Mısır, Çikolatanın Kökenleri
Yakın bir tarihe kadar, mahsullerin evrimini böylesine detaylı incelemek imkansızdı; ancak, geçtiğimiz on yılda gerçekleşen büyük teknolojik ilerlemeler, araştırmacıların bitkinin tarihini gen haritasından okumalarına olanak sağladı.
Benzer bir araştırma, çekirdeklerinden kakao tozu ve çikolata elde edilen “Theobroma cacao”nun antik köklerini ortaya çıkardı. Çikolata, bir ayin içeceği olarak Meksika’nın Aztek kültürüyle ilişkilendirilse de bitkinin kalıntılarında yapılan son analizler, Güney Amerika’yı, özellikle de kakaonun doğum yeri olarak, Ekvador’u işaret ediyor.
Kanada’daki British Columbia Üniversitesi’nden paleoetnobotanikçi Sonia Zarrillo’ya göre, bu şaşırtıcı değil; çünkü, Amazon Nehri’nin üst tarafının Ekvador’da havzası var ve Peru’da çok sayıda yaban kakao türü bulunuyor.
Bu çeşitlilik, genellikle bir bitkinin nerede ortaya çıktığı ve evcilleştirmenin nerede başladığına dair bir işarettir. Zarrillo gibi bilim insanları, polen, çekirdek ve nişasta tohumu gibi bitki kalıntılarındaki ve arkeolojik alanlardaki mutfak eşyalarından toplanan “fitolit” adlı mikroskopik mineral yapılardaki DNA’yı inceleyerek, bunu moleküler genetik analiz yoluyla doğrularlar.
Zarrillo’ya göre, nasıl ki tacirler mısırı güneye taşıdılarsa, kimileri de kakao tohumlarını teknelerle ya da kara yoluyla kuzeye, Meksika’ya taşımışlardır.
Logan Kistler İngiltere, Warwick Üniversitesi’nde analiz için eski DNA örnekleri hazırlıyor. (Shahidul Alam, Drik Fotoğraf Kütüphanesi)
Güney Amerika Tohumları
Bilinen birçok tohumun kökleri, büyük biyolojik çeşitliliği nedeniyle, Amazon Havzası’ndadır. Kistler’le mısır araştırmaları yürüten Jamaica, Antil Adaları Üniversitesi’nden tropikal paleoekolojist Yoshi Maezumi’nin söylediğine göre, günümüzde kuzeydoğu Bolivya ve güneybatı Brezilya arasında kalan alan, “çevresel geçiş bölgesi (ekoton) sınırı” – farklı ekosistemler arasında bir geçiş bölgesi- olması nedeniyle, bilim insanlarının Amazon mısır evcilleştirmesini tespit ettikleri çok zengin bir bölgedir. Maezumi şu bilgileri eklemektedir: “Tam sınırda yağmur ormanının güney ucunun savana ve çayırlığa dönüştüğünü görürsünüz. Farklı doğa parçalarının bir mozaiği gözlerinizin önünde uzanır ve bu alanlar avlanma, balık tutma ve yiyecek toplama açısından çok zengindir.”
Maezumi’ye göre, mısır bu bölgeye ulaştığında, yerleşik halk pirinç ve manyok yetiştiriyordu. Büyük olasılıkla, yakınlardaki ormanda avlanıp, nehirlerde balık tutuyorlardı. Dere ve nehirlerde kanoyla seyahat ederek, tohum ve yumruları daha uzak köylere taşıyıp, bitkileri uzak alanlara yayıyorlardı.
Mısır’ın En Eski Atası
Bilim insanları, güneybatı Amazon’da mısır evcilleştirmesinin ilk izlerini bulmakla bir bilmeceyi çözdüler, fakat bulguları, yeni soruları akla getiriyor.
Kistler, modern mısırın ilk atasının nasıl göründüğünü anlamak için, eski DNA’dan elde ettiği ipuçlarını kullanmayı tercih etti.
Maezumi diğer tropikal ürünlerin nasıl evcilleştirildiğini ve bu bilgilerle, onu yetiştiren insanlar ve o dönemdeki çevresel koşullar hakkında ne öğrenebileceğini bulmaya çalışıyor: “Evcilleştirme sürecinin, daha önce düşünüldüğünden çok daha zor olduğunu ispat ettik. Sürekli yeni arkeolojik alanlar keşfedilmekte. İnsanların doğada ne yaptığına ve toprağı nasıl kullandığına dair görüşlerimizi değiştiren pek çok yeni bilgi açığa çıkmakta.”
Çeviri: Sibel Küçükoğlu

primi sui motori con e-max
ECOLOGY INFORMATION